ÇAMLIBAĞ VE CORVUS ŞARAPLARI

closeBu yazıyı 10 yıl 10 ay 2 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Çamlıbağ / Corvus

Çamlıbağ / Corvus

Turgut Patayadan sonra hız kesip yakın yerlere seyahat etmeye başladı :) Bu seferki güzergâhta Bozcaada var… Elbette eli boş gelmedi. Ne yani, adaya gidip bana şarap almadan gelmesine göz yumacağımı mı sandınız? Sağ olsun beklentileri boşa çıkarmamış üç güzel şişe kapmış gelmiş. İskender de son Konya ziyaretinden eli boş dönmemiş. Yıllardır doya doya yiyemediğim küflü peynirlerden getirmiş. Akşama doğru toplandık, üç parmak kalınlığında antrikotlarımızı tuzlayıp bir yandan da döküm tavayı ısıtmak ile meşgul olurken şarap sıralamasını yeniden eskiye doğru yapalım dedik. Hoş hepsi daha üç günlük şaraplar ama olsun :) madem bir sıra takip etmek gerek böyle karar kıldık. Bozcaada’ya özgü Karalahna üzümünden mamul şarabı bulmuşuz, üstelik yanında birde Merlot-Kuntra var ki sormayın. Her ikisi de Çamlıbağ Şarapcılıktan. Üç kişiyiz yetmez bize iki şişe :) bir tane de Corvus şarabımız var, Karga. Karga beklentilerim dışında kaldı. Boşu boşuna taşımış getirmiş. Kargadan kuş bile olmaz derler sen tut ben karganın peşine takıldım adaya renk getireceğim diye şarap işine gir. Hayallerinin peşinden giden insanlara hayranım. Bu laflarım adadaki tekel kanyak fabrikasını alıp şaraphane haline getiren Corvus insanlarına. Latince karga anlamına gelen Corvusun hikâyesini bildiğimce başka bir yazımda aktarmaya çalışacağım, ilk kez bir şarabını beğenmedim adalı karganın. Karga yerine Karalahnayı tercih ederdik elbette. Bulunca bunamadan tüketmek lazım bu güzelleri. Ben etlerle uğraşırken föndü için peynirleri parçalayan İskender devreye girdi ve ilk kadehlerin doldurulmasına ön ayak oldu. Servisi Turgut yaptı, aman aman aman fevkaladenin fevkinde demek lazım :) Çamlıbağ Merlot-Kuntra şahane bir şey, bükesi şöyle, gövdesi böyle, kokusu rengi dersen diye lafı uzatmaktan hiç hoşlanmıyorum. Güzel şarap kardeşim, hakkını vermek gerek şimdi. Merlot işin içine girince şarabın kötü olma ihtimali yok diyebiliriz. Haaa sen dersen ki ben bir Merlot içtim çok kötüydü onu bilemem. Yapanı dövmek veya bozulmasına sebep olanı tepelemek gerek. Bu lezzette bir şarabı piyasada 30–40 yepyeni liraya ancak alırsınız. Nedendir anlamadım ama ilk şişede hafif bir başım döndü. Bir gece önceki alkolün etkisinden mi, küflü peynirin erirken çıkardığı keskin kokudan mı yoksa sohbetin tadından mı anlamadım. Anında çakırkeyif mertebesine ulaştım. Henüz bizimkiler çiğ çiğ yiyorsun şu etleri diye söylenirken ikinci şişe açıldı. Çamlıbağ Karalahna, açılınca hiç bitmesin, açılan şişe değil fıçı olsun, rabbim tüm insanlığa böylesi şaraplar nasip etsin diye dinsizi imanlı edecek derecede güzel bir şarap. Aroması sürekli hapşırmama sebep oldu ama o ne ala, ne leziz, ne latif bir lezzet. Ziyadesi ile mesut etti bir kadehte beni. Fondümüz sönmeden sürekli ilave ettiğimiz peynirler ile içmeye, bol bol sohbet etmeye devam ettik. Sıra Corvus Karga’ya gelince biraz yüzümüz buruştu. Tatmadan sıralama yaparsan işte böyle kalırsın. Önceliği Kargaya versek laf etmeden afiyetle içmiş olurduk kendisini. Şişesine, fiyakasına ve diğerlerine göre biraz daha yaşlı olmasına aldanıp sona sakladık…

Özetle Çamlıbağ şarapları nefis, dostlarla bir arada olmak güzel. Adaya gitmeden de Çamlıbağ şarapları alabiliyor olmamız ayrı bir hoşluk. En kısa zamanda Karalahna günleri düzenlemiş oluruz…