TÜRK ZİNFANDELİ

closeBu yazıyı 9 yıl 4 ay 28 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
İşmen Bağları (Fotoğraf:Garova Günlüğü)

İşmen Bağları (Fotoğraf:Garova Günlüğü)

Şaka değil. Gayet ciddiyim!

Peki, ben nereden ve nasıl öğrendim Türk Zinfandelinin varlığını. Aslında nasıl öğrendim sorusunun cevabı çok basit: Şaşırarak :) Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama “Türkiye de Zinfandel mi?” Diye sorduğumu hatırlar gibiyim :) Bu aralar sorduğum sorudan hicap eder oldum. Ne demek Türkiye’de Zinfandel mi? Bizim memleket türlü mevsimin yaşandığı, nefis rüzgârların estiği, bol güneşten nasip alan nadir coğrafyalardan. Bunların üstüne bir de geçmişten gelen bağcılık kültürü ile nelere kucak açmaz ki :) Peki sadece topraklar mı? Hayır, tutku ile sevgi ile bu toprağı işleyen, bağına gözü gibi bakan hatta üzümlerinden müziği bile esirgemeyen, geçmişe sahip çıkmaya çalışan insanlarımız da var elbette. Benim Türk Zinfandelini duymam bu insanlardan ikisi ile tanışmam sayesinde oldu. Selva ve Haluk İşmen çifti. Karaoğlan tadımında tanıştık efenim. Çok sıcak ve samimi insanlar. Aynı gün başka keyifli tanışmalara da vesile oldu fakat konu

Karaoğlan tadımında...

Karaoğlan tadımında...

Türkiye’de Zinfandel olunca sadece bu çiftten bahsetmek gerekiyor. Karaoğlan merakım sayesinde ilk kez ziyaret ettiğim Anatolian Vineyards Şarap Okuluna gittiğim akşam hoş bir şekilde karşılanıp salona alınınca güler yüzlü insanlar ile karşılaştım. Ayaküstü kısacık sohbetimizde öğrendim Zinfandel bağlarını. Tadım boyunca konumuz başka bir üzüm olduğu için Zinfandel üzerine fazla konuşma şansımız olmadı ne yazık ki. Anatolian Vineyardsın misafirperverliği sayesinde daldan dala atlayıp farklı konularda sohbet ettik. Haluk Beyin keyifli yorumları ile şenlendi sohbetimiz. Haluk Beyi takdir etmek gerek, eşine bu denli destek olduğu ve bu maceraya katıldığı için. Sayesinde nefis Zinfandellere bir yenisi eklenecek. Hem de bizim topraklarımızdan. Arada kurduğu cümlelerden bağcılık ve şarap işine Selva Hanım sayesinde girdiği kanısına vardım. Biraz babamı andıran türden, pek hoş bir şekilde sızlansa dahi istemem amma yan cebime durumu da yok değil hani :) Hem üzümler müzik dinlesin diye bağa ses sistemi kurduğunu da öğrenmişim yazmaz mıyım ben bunu :) Ailemde de yaşanır böyle durumlar. Mesela bahçeye ekilen çilekler lezzetli olursa babam ekmiş olur. Ama bir sorun çıkarsa annem ektirmiş olur :) Bahçeye çilek mi ekilir denir :) Hah şimdi sen diyeceksin ki “Bre densiz adam bir akşamda tanıştığın insanlar hakkında böyle yazılır mı?” Sen de haklısın belki ama bu şarap meraklısı insanlarda ortak bir nokta var. Hepsi güler yüzlü ve çok cana yakınlar. Çok kısa sürede uzun zamandır tanıyormuş, eski bir aile dostuymuş gibi kaynaşmak an meselesi :) Üstelik arada bir e-postalar ile yazışmakta olduğumuzdan bu yazıyı yayınlamadan gönderip bir izin aldım bile :)

Konumuza dönelim hemen. Bizim Zinfandeller Bodrumda ikamet ediyor efenim. Bodrumun Çömlekçi Köyünde, Selva Hanım uzun süre arayışlarından sonra burada karar kılmış ve zeytin ağaçları da olan arsaya Zinfandelleri konduruvermiş. İstanbul Yeniköydeki evin bahçesinden Bodrumda Çömlekçi köyüne uzanan bağcılık ve evde şarap yapımı hikâyesi böylece başlamış. Sadece bağcılıkla uğraşıyorlar sanmayın. Zeytin, çilek, mandalina da yetiştiriyorlar. Üstelik bunlardan zeytinyağı ve reçellerde yapmaktalar. Zeytinyağının markası bile var: Selia :) Böyle şaşırır kalırsın işte :) Üstelik bağda her şey eski usullerle yapılmakta. Selva Hanım Bodrum Ticaret Odası Dergisi ile yaptığı bir röportajda şöyle diyor:

“Atalarımızın yaptığı tarımı yapıyorum burada… Atım, karasabanım ve ineğim var… İnek gübresiyle fi otundan gübre yapıyorum… Her şey son derece doğal, olması gerektiği gibi…
Görmüşsünüzdür, her fidan sırasının önünde bir gül dikili… Güller o kadar hassastırlar ki, önce onlar hastalanırlar, böylelikle bağ zarar görmeden önleminizi alabilirsiniz… Güller hastalıkların habercisi olarak bağı korurlar…”

Selva İşmen doğal tarımcılık yapıyor ve benim çok ilginç bulduğum yöntemler kullanıyor. Mesela ilaçlama yerine sulandırılmış arap sabunu kullanmak gibi. Tamam, diyelim ki bu sana ilginç gelmedi. Peki, uğur böceklerine ne diyeceksin?
Organik tarımın olmazsa olmazıymış bu şirin böcekler. Üstelik kutu içinde satılıyorlarmış. Selva Hanım bağında bolca uğurböceği bulunsun diye çaba gösteriyor zira zararlılar ile uğur böcekleri başa çıkıyor :) Her fidan sırasının önüne bir gül dikilmiş olması da pek ilginç bir yaklaşım. Sanal âlemde yaptığım araştırmalarda bunun pek doğru bir yöntem olduğu lakin bilinmesine rağmen pek kullanılmadığını öğrendim. 165 dönümlük bir arsanın 30 dönümü bağcılığa ayrılmış. Bağda sadece Zinfandel bulunuyor sanmayın. İki güzel şaraplık üzüm daha bulunuyor. Bunlar Şiraz ve Cabernet, acaba ilerde Zinfandel ile bir karışım yapmayı mı planlıyorlar :) Bunlara ek olarak bir de Michele Palieri adında sofralık bir üzüm bulunuyormuş. Tamamen taze tüketime yönelik üretilen pembe iri taneli ve pek lezzetli bir üzümmüş. Bu üzümde Türkiyedeki ilklerden zira bir Bodrum İşmen Bağlarında bir de Alaşehirde yetiştiriliyor. Elbette şimdilik. Bağları Mandalya ve Gökova körfezlerinden esen rüzgârlar tarafından rutin olarak ziyaret edildiği ve bol güneş aldığı için üzümlerin keyfi yerinde. İlk yağmurların Ekimde başlaması da ayrı bir etken oluyor elbette zira dilediklerince hasat zamanını uzatabiliyorlar. Aslında arsanın özelliklerini öğrendikçe gerçekten araştırılarak yerinin seçildiğini anlıyoruz. Kireçli toprak, rüzgârlar, güneş, geç gelen yağmurlar… Bağımızı bırakıp Zinfandeli tercih etmelerinin sebebine gelelim. Sanırım Amerika’da geçen yıllarında etkisi olmuş. Şarabını da çok seviyormuş Selva Hanım. Haksızda sayılmaz bugüne kadar denediğim bütün Zinfandeller pek latifti. Zinfandel için yeni bulduğum tanımlama ile eğlenceliydi :) Yine sayelerinde öğrenip üyesi olduğum Evde Şarap grubun üyeleri de bu Zinfandeller ile şarap yapmayı denemişler ve kalitesini tescillemişler :)

Kısaca toparlamak gerekirse yaptıkları işten öylesine eminler ve o kadar severek yapıyorlar ki ne üzümlerin ne şarapların kötü olabilmesi imkânsız. Kimseye aldırmadan Zinfandel sevgisi peşinden gitmeleri harika olmuş. Kimseye aldırmadan diyorum zira şöyle diyenler olmuş: “Türkiye’de Zinfandel olmaz, Zinfandeli içende yoktur bodrumda hiç olmaz!” Hadi bakalım buyurun şimdi. Sanırım bu yönde fikir beyan edenler şimdiden biz söylemedik efenim diyorlardır :) Umarım en yakın zamanda kendi markaları ile raflarda ilk Türk Zinfandeli yerini alır. Zinfandel Bodrum adı ile birlikte anılmaya başlanır. Hatta Bodrumda bağcılık ve şarapçılık gelişir. Memleketin dört bir yanı şarap turizmi için ziyaret alır olur. Hepimiz nefis şarapları afiyet ile içeriz :) Bu topraklar tekrar şarapları ile ünlenir… Benim dileklerim saymakla bitmeyecek sanırım :)

Bunca bilgiyi internette gezinerek topladım. Fakat bazı yazılardan ve özellikle Selva Hanımın konuk olduğu radyo programından çok geç haberim oldu zira bulundukları siteler arama motorları tarafından es geçilmiş. Birileri size yol göstermediği sürece bunlara ulaşmak oldukça güç. Dolayısı ile merak edenler için aşağıdaki sayfaları ziyaret etmelerini öneririm. Özellikler radyo programının pek keyifli olduğunu söylemem gerek. Bu programın daha kolay bulunur olması için bir kısmını yazıya aktarıp sanal âlemde hızlıca bulunmasını sağladım bile :) Şu sayfada görebilirsiniz.

Son cümle olarak;
Selva ve Halık İşmen çifti iyi ki varsınız, iyi ki şarap seversiniz ve iyi ki kısacıkta olsa sizlerle sohbet etme şansım oldu :)

Meraklılar için bağlantılar: