ŞARAP KÜLTÜRÜNE GİRİŞ! SEFİRİKEBİR VON PAPEN

closeBu yazıyı 8 yıl 4 ay 29 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Sefirikebir* von Papen

Sefirikebir* von Papen

Birkaç gün sonra yemeğe gideceksinizdir. Sizi etkileyen birini davet etmiş veya onun tarafından davet edilmişsinizdir. Elbette bu davet aşina olduğumuz kebapçılarda veya ocak başlarında olmayacaktır. Mekân özenle seçilmiş içecek olarak illaki şarap planlanmıştır. Zira şarap bizde Avrupai bir içecektir. Kültürü ve aristokrasiyi temsil eder. Doğal olarak hepimiz fazlası ile kültürlü ve Avrupalıya nal toplatacak kadar soylu olduğumuzdan biz de şarap içeriz. Hatta en iyisini biliriz. Bu ilk buluşmada seçilen şarap ve ödenen hesap belki bir iki ay sonra gündeme gelecektir. İllaki dostlarla belki de bir rakı sofrasında. Kim bilir belki lahmacun yerken belki çiğ köfteye limon sıkarken. Farklı da olabilir. Yemekte seçilen şarap ile başlayan sohbet Kaf Dağının Ardı bölgesinin bağlarına oradan da Fizan yöresi fıçılarına kadar gidebilir. Fransızların ürettiği füme şarapların lezzetini yakalayabilmek için Amerikalı cingöz tüccarın meşe fıçılara ne oyunlar ettiği de konuşulabilir. Şampanya ile başlayan yemek tatlı bir şarap ile sonlandırılabilir ve şarap sever mutlu bir çift olarak yaşam devam edebilir. Bir başka yemeğe daha konuk olalım. Yemekler belirlenmiş konu şaraba gelmiştir. Şarap listesi incelenir. Belki seçim karşıdakine bırakılır veya iş başa düşer. Garsonunuz tatmanız için şaraptan eser miktarda kadehinize doldurur. Sizi bir ter basar. Anlamazsınız. Şarap, şarap gibi kokmaktadır. Zaten şarapların hepsi böyle kokar. İçtiğiniz ise ne rakı sertliğinde ne bira lezzetindedir. Bu mekânda kötü şarap ikram edilmez düşüncesi ile onayı verirsiniz. Kadehler doldurulur ve karşınızdaki şarabın sorunlu olduğunu fark eder. Belki duruma müdahale eder belki de nezaketen susar ve sorunlu şaraba razı olur. Her iki durumda da skor hanenize artı puan yazılmaz. Kim bilir belki de karşınızdaki de zerre kadar bu işlerden anlamıyordur ve az önce verdiğimiz bir örnekte yer alan çift de siz olursunuz. Çiğ köfte yerken ekşi şaraba ne kadar ödendiğini konuşup kahkaha atan çiftten bahsediyorum. Peki, şarabı bir süre burada bırakalım.

Üstelik filmin yönetmeni en iyi yönetmen ödülünü alan ilk kadın yönetmendir. Vay ki vay, hey ki heydir bu film.

Bir arkadaşınız arar, belki yine sizi etkileyen biri arar, belki kardeşiniz, belki yeni iş arkadaşınız. Muhteşem bir filmin ön gösterimine davetiyesi vardır ve ikinizin iyi vakit geçireceğini düşünmektedir. Hani şu Oscar ödüllü yakışıklı zenci ile bilmem kimin sevgilisi olan sarışın kadın oynamaktadır. Üstelik filmin yönetmeni en iyi yönetmen ödülünü alan ilk kadın yönetmendir. Vay ki vay, hey ki heydir bu film. Fakat ne Bigelow adı ne de Hurt Locker sizin beyninizde zerre kadar titreşime sebep olmamıştır. Neyse ki dolapta yeterince bira vardır ve soğuktur. Patates cipslerinizde bu geceyi kurtarmaya yetecektir. Ertesi gün bir başkası da sizi sosyalleşmeye davet etmektedir. Bu sefer şanslısınız sadece eski dostların buluştuğu bir akşamda arayan kişiye eşlik etmeniz icap etmektedir. Duruma uygun esvaba bürünür iki dirhem bir çekirdek refakat görevinizi yerine getirmeye hazır olursunuz. Henüz tanışma faslında ikram edilen ilk kadehleri yudumlarken. Hayır, şarap değil. Onu yukarıdaki satırlarda beklemeye aldık. Şarap olmadığına göre margarita yudumlayın. Hey! Nereye gittiniz siz böyle :)

Alman terbiyesi görmüş bazı subayların Alman hayranlığından dem vuran koyu takım elbiseli adamın sözü kesilir ve Atatürk’ün zaten von Papen’i sevmediği beyan olunur.

Ne demiştik? İlk kadehleri yudumluyordunuz. Aralarına katıldığınız neşeli bir grup insan ile sohbet başlamıştır ve duyduklarınız kulaklarınızın kızarmasına sebep olmaktadır. Konu ikinci dünya savaşıdır. Alman terbiyesi görmüş bazı subayların Alman hayranlığından dem vuran koyu takım elbiseli adamın sözü kesilir ve Atatürk’ün zaten von Papen’i sevmediği beyan olunur. Ne yazıktır ki o vaktin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu Moskova’dadır ve Stalin ile görüşmek üzeredir. Sizinse aklınızdan geçenler ise Stalin’in ne zaman vefat ettiği, bahsedilen yılların aşağı yukarı hangi tarihe tekabül ettiğidir. Belki tekabülün ne anlama geldiği ile büründüğünüz esvap kelimesinin karşılığı dahi henüz tam olarak zihninizde yerini bulamamış oradan oraya kendi anlamını bulmanız maksadı ile koşturmaktadır. Şarabı bıraktığımız yere dönelim.

“Ne olacak bu memleketin hali yahu…”

Futbol sohbeti ile şarap sohbetlerinin pek de bir farkı yoktur. Benim gibi futbol cahili biriyseniz Ulusoy’un savunma, Erzek’in kaleci, Şenol’un ise libero olduğu yalanına bile kanarsınız. Hatta öyle kanarsınız ki liberonun ne olduğunu dahi bilmez üstelik soramazsınız. Hemen belirteyim saydığım isimler futbolcu bile değilmiş. Tamamen eğlence amaçlı kandırıldığınızı öğrendiğinizde liberonun ne olduğunu sual eder ve “son adam” cevabını alırsınız. Benim aklıma Şevket Süreyya Aydemirin Tek Adam ve İkinci Adam’ı gelir. Futboldaki son adam ise beni zerre kadar ilgilendirmez. Söz konusu şarapsa daha ilgili dinler veya sorarım zira şu aptal yemekteki adamların con con Papen’e olan ilgisi ne kadarsa benim de bir kadeh üzüm suyuna olan ilgim o kadardır. Oysa katıldığımız yemeklerde rakı yerine şarap olsa, sohbet olarak da “Ne olacak bu memleketin hali yahu…” üst başlığı ile türlü sorunlara değinilse siz de katılmaz mısınız? Hayır, yani şimdi bu memlekette “Evet” diyenler denizin kenarında yaşıyorsa şarap içenler ne tarafa düşer dert etmez misin? Bu akşamlık bu kadar efenim. Yüce varlık şarabın kültürüne girişi yaptık. Arada bir bu konu hakkında yazıyor olacağım. Bu yazıyı serinin ikinci yazısı olarak kabul edelim ve benzer bir ahkâmı şu sayfadan okuyalım. Bahsettiğim yazıyı “Nazddrovyaa canım :)” diye sonlandırmışım. Geleneği bozmayalım: Nazddrovyaa canım :)

*sefirikebir
isim, eskimiş (sefi:rikebi:ri) Arapça sef³r + keb³r
Büyükelçi.