ŞARAP EFSANELERİ – ZEUS’TAN OLMA SEMELE’DEN DOĞMA DIONYSOS

closeBu yazıyı 8 yıl 1 ay 7 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Afiyet Olsun!

Afiyet Olsun!

Rivayete göre Zeus’un, Semele adlı bir prenses ile evlenmesi sonucu dünyaya gelmiş olan Dionysos bitki özsularının tanrısı olarak görev yaparmış. Kır çiçeklerinden tutun ulu çınarlara kadar tüm bitkilerin canlanmasını, meyve vermesini, çiçek açmasını sağlayan bu özsuların tanrısı olmak kolay değil. Sanırım bunca bitki ile uğraşırken üzüm suyu ile de haşır neşir olmuş ki ilerleyen yaşlarında şarap tanrılığına terfi etmiş.
Elbette bu terfi kolay olmamış. Zati muhterem tanrı olduğu için aylaklık edecek vakti bolmuş. Günlerden bir gün mağara kenarında bulduğu üzümleri toplamış ve üzümleri ezerek altın bir kap içinde sularını çıkarmış. Buradan ne anlıyoruz? Aylak aylak gezip üzüm suyunu altın kaplarda sıkmak için tanrı olmak gerek. Bakınız mitolojide dahi şarap üretmenin kolay bir iş olmadığı bilgisi veriliyor. Üstelik o dönemde TAPDK adında bir kurumun olmadığına da eminim. Sık üzümün suyunu yap şarabı akabinde hemen şarap tanrısısın. Elbette durum günümüzde böyle değil. Şarap üretmek bir nevi Don Kişot’luk ama üzülmeyin, şayet bu kadar cesur değilseniz denetçi olursunuz. Hem zahmetsiz hem fiyakalı! Ne diyordum?

Tanrı olmak zor iş azizim. Koskoca tanrısın kendi şarabını kendin yapıyorsun. Her neyse efenim bizimki altın kaplarda üzümleri ezip sularını çıkartmış. Üzümlerin mağara kenarında bulan ve cebinde altın kabı ile gezen tanrımız elbette elde ettiği üzüm sularını saklamak için bu mağarayı kullanmış. Hikmetinden sual olunmuyor yüce Zeus. Mağarada mayalanıp şarap haline gelen bu sıvıdan içenler rahatlayıp, dertlerinden bir an için olsa da kurtulduklarını hissetmişler. Hissiyatlar bununla sınırlı kalmış sanmayın! Neşelenenler, gevşeyenler, cesurlaşanlar, özgüveni artanlar dahi olmuş. Elbette bu olay bizim Dionysos kardeşimizin şarap tanrılığı yolundaki ilerleyişini sağlamlaştırmış. Bu dönemden sonra yüce tanrımız sevdiği âdemleri şarap ile rahatlatır ve güzel sohbetler yaptırır olmuş. Sevmediklerini ise şarap sayesinde densiz, izansız ve hatta bostana destursuz giren eylemiş ki şiddet, kıskançlık, hüzün gibi davranışlar sergilesinler. Bu sayede sevmediği âdemleri rezil rüsva etmekle kalmamış, tanrı ben değil miyim bakış açısı ile bu âdemciklere cinayet işletmek ve hatta kendi canlarına son vermek gibi türlü naneler ikram etmiş. Şarabı su gibi tüketen garipler de bu naneleri afiyetle yemiş.

Bu dönemden sonra yüce tanrımız sevdiği âdemleri şarap ile rahatlatır ve güzel sohbetler yaptırır olmuş.

Efenim özetle tanrı olup şarap imal etmek güzel, şarabı küpü ile mideye indirmek nahoş bir eylem olarak tarihe geçmiş. Küp ile şarap ikram olundu da biz mi içmedik? Konuyu toparlayalım. Bu sefer ayık yazıyorum. Yazıya sade bir kahve eşlik ediyor. Elbette Türk Kahvesi! Bizim kahveyi Türk adı ile çağırmak her daim garipsediğim bir durumdur. Sanki biz Avustralya’da yaşayan Aborjin’leriz de kahvede fizan civarında yaşayan Türk kavimlerinin yöntemi ile yapılıyor. Her neyse efenim. Kahve sade Türk Kahvesi! Mekân Gloria Jeans! Kahvenin yanında ikram olunan su Nestle Pure Life! Sipariş veren insanların sarf ettikleri kelimelerin neredeyse tamamı başka bir dilde, midyum caffe mocha!

Sanki sarhoşken konudan daha az kopuyorum değil mi? Bol şaraplı günler efenim. Afiyet bal şeker olsun. Bayat şaraplarınızı evde bulundurmayın her an baskına gelebilirler :)