KAVAKLIDERE PRESTIGE BOĞAZKERE DİYARBAKIR 2004

closeBu yazıyı 9 yıl 3 ay 7 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Kavaklıdere Boğazkere Diyarbakır 2004

Kavaklıdere Boğazkere Diyarbakır 2004

98 daha güzel, hemen onu belirtelim :) Fakat markette yok. Marketten şarap alanlara kızarım ama bugün ben de almak durumunda kaldım. Evdekiler hafif kalır bana şöyle sert içimli bir şarap lazım dedim ve sarıldım Boğazkereye lakin bir Boğazkere boğazı bu kadar mı az kerker :) Bu kadar mı yumuşak içimli, kadife dokulu olur. Ohhh arada durakladım bir kocaman yudum daha aldım. Almadan önce derin bir nefes ile kokladım. Bayılıyorum bu şaraba. 40 lira üzeri şaraplar arasında en çok aldığım şaraplardan biri. Seviyorum hulen diye şişeye sarılasım var :) Yanına bizim mutfaktan bol acılı bir yemek yapayım diyordum ama kuru dinlendirilmiş Amerikan icadı etlere de bayılıyorum. Alıverdim bir parça. Tembellik ettim haklısın :) Şu Fransızların meşelerini gidip yakacağım. Bu ne yahu :) Fransız meşesi vanilya hedehödösü verir Amerikan meşesi çikolata baskısı yapar, Bulgar meşesi tırtır! Bre densiz insan, Türk meşesi seni! Bizim üreticiler sayesinde ilk Türk Meşe fıçısında şarabı yapacağım sonunda :) Az kaldı on yıl sonra yaptığım şarapları beğenmeyenleri tartaklarken görürsünüz beni :) Bak burayaaa yazıyorum! He he he :) Dönelim bizim nefasete. Efenim şarap güzel! Ben beğenmedim diyen ot yesin :) Bizim şarap dünyasının üstatları şarabın ortama göre gününe göre değiştiğin söyler. Haklılar efenim. Doğrudur. Amma velâkin damak bir yanılır iki yanılır üçüncüde doğruyu bulur. Özetle şarap değil damak gelişir. Anlamadın mı? Bak zaten bir şişeye yakın içmişim alırım aklını :) Boğazkere içeceksen 98 Prestige al diyorum sana. Turasan da başarılı tamam. Laf etmedik. Fakat şimdi bir düşün. Yıl 98. Üzüm nereden taşınıyor? Hangi tesise geliyor? Kaç kilometre yol yapıyor? Bin efendi bin. Rakamla yazıvereyim şuraya: 1000 kiloooo metreeee! Kapiş? Yok yok anlamadın sen. Bakıyorsun boş boş. Şimdi bu frankafonlar şato şarabı için 70 km çapındaki bir alandan temin edilir üzümler. Cümle eğri oldu diye senin yanlış anlamana gerek yok! Kafam güzel alttan al :) Elin adamı şato dedi diye sende benim gibi şato mu yapmışlar diye atlama :) Ben çok atladım vakti zamanında. Şato şarabı diyince benim aklıma şato geliyor efenim. Sanıyorum ki kocaman bir şatonun etrafı 70 km çapında üzüm bağları ile çevrili. Böyle kuleleri var, şövalye kıyafetleri girişi süslüyor, uşaklar kapıda bekliyor. Yok kardeşim yok :) Şatonun adı var kendi yok. 68 km uzağımda bağ olsa, oradan üzümleri kapsam gelsem. Evde yapsam, al sana şato şarabı diyeceğim. Chatodettt döö Erkan Vinesss Hiper Prestige a littel touch of Türk Meşesi for my country people. Du yu andırsitend? Yani, diyor ki! Fransızın 70 km ile yaparım dediğini bizimkiler 1.000 km ile yapmışlar. Mesafesi değil işlevi önemli canım benim :) Hadi yeter bugünlük :) Bak yazılanlardan anla işte. Şu yazıyı yazarken yarım kilo et ile yarım şişe şarabı tükettim bile. Nasıl keyfim yerinde, nasıl damağım eğleniyor anlatamam. Aslında anlatırımda sen anlamazsın. İşin felsefi boyutu var :) Şarap kültürü derinliği var. Serçe parmağı havada kadeh tumanın adabı var. Şarap tükürmenin usulü var :) Nihaha ha ha :) Efenim özetle, şarap için şarap içirin. Alkolsüz şarap üreteni dövün :)