MAŞUKİYE

closeBu yazıyı 15 yıl 8 ay 25 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Sis mi? Bulut mu?

Sis mi? Bulut mu?

Sabahın köründe ayaklandırdılar beni, neymiş efendim Maşukiye’ye gidecekmişiz… Tamam, severim ama bu saatte uyanılmaz ki… Daha öğlen olmamış inanın yani :) Ne var ne? Ben öğleden sonra uyanırım her gün. Rıza Konya’dan gelmiş, gidelim yiyelim, içelim, tıkınalım, temiz hava alalım dedik düştük yollara. Ben uyukladım yolda biraz. Maşukiye’den yukarı doğru Kartepeye çıkarken uyandım. Amcam çeşmesinden su içmezsem olmaz. Hem neme lazım Zirve Restoranı geçer giderler şimdi. Zeki Bey darılır sonra, geldin de uğramadın mı der. Güzel manzara eşliğinde tepeye tırmandık, çeşmemizde durduk. Komik pozlar verdim elbette :) Güzel sudan içip yola devam etmeye çalıştık. Çalıştık diyorum zira bembeyaz bir sis kapladı ortalığı. İstanbul’da asfaltlar eriyor ama burada üşüyoruz resmen. İki metre önümüzü ancak görebiliyoruz. Yolu gördüğüme inanmadılar ama nereye söylediysem döndü ve ilerledi Rıza. Kenardaki çakıl taşlarından az sonra Zirvenin kapısından içeriye araba ile gireceğimizi anladım ve “Duuurrrrr” dedim. Sonrada “inelim” alık alık bakındılar indik. Bir adım atınca “aaa kapı” kapı ya, çakılları görmesem arabada şaşıracaktı bu duruma. Şömine her zamanki gibi yanıyor. Mekân bıraktığım gibi, pek bir değişiklik yok. Sadece yeni bir koltuk takımı gelmiş. Mekân için yeni fakat koltuklar epey eski. Nargile takımlarımı da indirip şöminenin başına kuruluyorum. Zeki Bey ile biraz sohbet ediyoruz. Kayak merkezi, otel, tesis lafları geçmiş yıllardaki gibi devam ediyor. Her zamanki gibi neden önceden haber vermediğimiz sual olunuyor. Bende hep merak ediyorum acaba haber versek ne olacak? Kuzu mu çevirecekler :) Buralarda Trabzon’a özgü Vakfıkebir ekmeği bir başka güzel yapılıyor. Sanırım odun bol olduğu için odun ateşinde yapılan en iyi ekmeği yapmak gibi bir akıllılık etmiş yöre halkı. Kızarmış ekmeğe tereyağını sürüp yemeye başlıyoruz. Kaşarlı mantarlarımız, eritilmiş kaşarımız da az sonra geliyor sofraya. Şöminenin önünü işgal etmiş durumdayız. Düşündüğünüz gibi masada rakı yok ne yazık ki. 98 yılından beri içmiyorum. Bakalım ne kadar dayanacağım. Nefis salatamız geliyor, hemen ardından kiremitte alabalıklarımız. Hepsinden bol bol yiyoruz. Bir ara mantarlar burnumdan çıkacak sandım ama inatla devam ettim yemeye :) Buranın suyu da bir başka lezzet. Mutlaka tatmalı. Yemekten sonra çıkıp gezindik biraz. Orman nefis, bir ağaca tırmandım. Tepede nefis bir nokta yakaladım. Kafamı kaldırıyorum bir bulut tabakasının üstünden gökyüzünü görüyorum. İndirince kendi ayaklarımı bile zor seçtiğim bir sisin içindeyim. Sincap gibi kafamı indirip kaldırıp ağaçta tünedim durdum. Sisin biraz dağılması ile eğlencem bozuldu. Mekâna girer girmez ıslattığım tömbekiler artık sarılacak hale gelmiştir. Meyveli tütünden sonra çok güzel gidecek tömbeki. Bizimkiler gezinirken ben şömine başında nargilemi tüttüreyim. Bir yandan da sohbet ederim. Çaylar kapıdan girerken dolduruldu ve sohbet başladı bile. Kar çok olmuş, yukarıdaki otelleri canlandırmaya çalışıyorlarmış. Kayak merkezi yapılacakmış. Odun ateşi ile nargile nefis oluyor diye düşünürken bu hikâyeleri dinledim. Utanmasam kıvrılıp uyuyacağım koltukta. Bizimkiler birer birer gelmeye başladılar. Geç olmadan sis çökmeden dönüş planlarına başladık. Benim baş ağrılarımda başlamış zaten, mızmızlanmaya başladım çoktan. Özetle gidiniz geziniz afiyetle alabalık yiyiniz. Geyikalanın’da Zirve Restoran ve yol üzerinde Sun Set tavsiye edebileceğim mekanlardan. Ben titizim derseniz Sun Set bir nebzede olsa daha iyi gelecektir size.

İstanbul’dan gitmek isterseniz TEM’e çıkın İzmit tarafına doğru yol alın. Adapazarı istikametine sapın ve Sapanca sapağından çıkın. 5–6 kilometre sonra Maşukiye’desiniz. Zaten bir caddesi var ve siz de oradan geçeceksiniz. Sağınızda bir kaç lokanta solunuzda bakkal market göreceksiniz. İhtiyaçlar varsa burada karşılayın derim. Yol üstünde birçok lokanta var, manzarayı kaçırmayın inatla yukarıya kadar devam edin bence. Beğenmezseniz inersiniz :)