GÜZAY KARAOĞLAN TADIMI

closeBu yazıyı 9 yıl 9 ay 22 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Ta ta taaa tammm! İşte beklenen yiğit :) Karaoğlan!

Ta ta taaa tammm! İşte beklenen yiğit :) Karaoğlan!

Sabırsızlıkla beklediğim gün, geçtiğimiz Salı akşamıydı. Ancak bugün yazacak vakit buldum zira her akşam bir yerlerde içmekten dağılmış durumdayım :) Karaoğlan üzümleri ile ilgili daha önce “Savulun Karaoğlan Geliyor!” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıdaki bazı bilgilerimin yanlış olduğunu, hatta Jean-Luc Colin’ni bağlarımızdan, üzümlerimizden sonra dilimize de sahip çıkıyor diye fazladan onurlandırmış olduğumu anlamış bulunuyorum :) Hacı Akpınar seçmiş efendim bu isimleri. İyi ki varsın Hacı Bey :) Verdiğim bilgilerdeki bazı hatalar acizane bendeniz tarafından yapılmış bazıları ise zaman içinde değiştirilmiş ve geçerliliği kalmamış. Bu yazımda elimden geldiğince güncel ve doğru bilgiler vermiş olacağım sanırım :)

Gelelim tadımımıza ve şaraplarımıza, sırası ile tattığımı şaraplar şunlar oldu:
Tadım öncesi ikram edilen Diren Narince bu listede yer almıyor elbette :)

1. Güzay Karaoğlan-Öküzgözü
2. Güzay Karaoğlan
3. Güzay Karaoğlan Rezerv

Bu güzel lezzetlere değinmeden önce Karaoğlan Üzümü ve yetiştiği bölge hakkında taze bilgilerimi paylaşayım. Rivayete göre üzümlerimiz Hacı Akpınar’ın dedesi tarafından köye getirilmiş ve henüz nereden getirildiği bilinmiyor. Enteresan :) Sanırım yakında bir DNA araştırması yapar ve nerelerden gelmiş bulurlar. Kim bilir belkide bir çok üzümün atası olarak karşımıza çıkıverir :) Sadece Malatya’nın Yazılıköy bölgesinde yetişen üzümlerimiz hem şaraplık hem de sofralık olarak kullanıma uygun. Hacı Akpınar’ın projelerinden biri de aynı bölgede kurmuş olduğu soğuk hava deposu sayesinde bu üzümlerin bir kısmını kışın piyasaya sürmek. Geçen sene Ocak ayında denemişler ve Bursa’da anlaştıkları bir depo sayesinde üzümler raflarda yerini almış. Saba Bey evlerde bekletilen üzümlerin bile gayet lezzetli olduğundan bahsetti. Anlaşılan Yenidoğuş sayesinde ithal üzümler yerine Karaoğlan tüketmeye başlayacağız. Yazılıköy’e nereden geldiği bilinmeyen bu güzel üzüme, bölgenin kattıklarına bakalım :) Rakımın 1400 olduğu bölgede irtifa ve topraktan dolayı hastalıklar çok azmış. Toprak, killi-kumlu ve ağırlıklı kireçliymiş. Köyün iki yamacında olgunlaşma farklı zamanlarda olmakta ve üzümlerin toplanması olgunlaşmalarına göre farklı zamanlarda yapılmaktaymış. Bunları aktarırken Saba Bey’in bağları gezip olgunlaşanları belirlediğini ve buna göre toplama yapıldığını anlatışına hayran kaldım. Hayır, hayran kalmadım imrendim :) Ne güzel, git gez dolaş, alın bu üzümleri olmuş bunlar de :) Hacı Bey ile iki kadeh şarap iç ayaküstü. Her işin zorlukları olduğuna eminim ama nedense işin içinde şarap olunca bağı çapalamak bile şirin görünüyor bana :) İklim özelliklerini de aktarmaya çalışayım. Kışları karlı oluyormuş, sıcaklık -10 derecelere kadar düşmekteymiş. Hoş kışın köyde çok kalan olmuyormuş zira insanlar yaylaya çıkar gibi İstanbul’dan köye gidiyorlarmış. İstanbul’da yaşıyorlar ama Yazılıköy’de bağları var :) Baharda iyi yağmur alıyormuş hatta şarap üretmeye karar verdikleri yıl henüz asmalar çiçeklenmişken yağmurdan zarar görmüş ve verim düşmüş. Düşük verim sayesinde daha lezzetli şaraplar elde etmişler. Yazın sıcaklık yükselmekteymiş ve gece ile gündüz arasında yaklaşık 10 derecelik bir fark olurmuş. Sonbaharda sıcaklık 25-30 derecelerde olurmuş. Güzay adı da buradan gelmekteymiş. Güz ayında toplanıyor üzümler :) Toplama sırasında ortamın serin olması aromaların korunması için bulunmaz bir nimet elbette. Bu arada üretim yerine şato diyorlar :) Nede olsa bağları 70 metre çevresindeymiş ve bu özellik herhangi bir üretim yerine şato denilmesine olanak sağlıyormuş. Frankofon tabirleri şarap dünyasını terminolojisini yaratıyor mirim :) Şato diyince benim gibi yurdum insanının aklına gelen seninde aklına gelmiştir değil mi? Hemen atladım sordum zaten Saba Bey’e “Şato mu yaptınız köye?” Üşenmedi itina ile açıkladı şato neye denir, nasıl şato olunur :) Bugüne kadar sürekli şato şarabı içermişimde haberim yokmuş. Bakınız nasıl dağıttım yine konuyu. Başarılıyım daldan dala atlamak konusunda, kabul etmek gerek bu özelliğimi :) Köyümüze geri dönelim efenim, yıl boyunca hakim rüzgarlar varmış. Yani kendine has bir iklimi olduğunu söylemek gerek. Mikro klima desek ayıp olmaz sanırım :) Köylüler çok iyi bağcılık yapıyormuş. Uzun yıllardır bağcılık ile uğraşılan köyde her şey organikmiş. Teknik açıdan organik fakat sertifikalandırmaya gidilmemiş diye açıklamış Saba Bey. Bağlar organikse şarapta organik oluyor elbette :) Dedesinin nereden getirdiği bilinmeyen üzümlerden organik şaraplar üreten Hacı Beye kadeh kaldıralım. Neyse ki fazla içmedim ve yazmaya devam edebileceğim.

Arada bir kaç bilgi vermekte fayda var. Kavaklıdere 1990’dan beri bölgeden üzüm almaktaymış hatta Jean-Luc Colin gelen üzümler arasındaki Karaoğlanların farklı olduğunu o yıllarda anlamış. Yenidoğuş önceki yazımda aktardığım gibi belli oranlar da ortaklıklar ile kurulmamış. Jean-Luc Colin sadece danışman ve sorumlu olarak yer almış. Yenidoğuş bölgeye 12 bin fidan dikmiş ve bölge bağcılığının gelişmesi için çalışmaktaymış. Malatya valisi her türlü desteği vermekteymiş. Valimize teşekkürler efenim :) Daha önce basında yer alan “Güzey” adından vazgeçilmiş ve “Güzay” seçilmiş.

Peki, üzümümüz nasılmış. Yine Saba Bey’in sunumundan istifade ederek aktarmaya devam edelim. Küreselmiş, kalın kabuklu ve aromatik bir üzümmüş. Kış budamasını Şubat ayında yapıyorlarmış, haziranda çiçeklenmeye giren Karaoğlanlar Ekim ayı ortasında olgunlaşıyormuş. İki tür budama yapılmaktaymış. Serpene ve put. Ne diyorsun sen yine demeyin. Ne zaman ne dedim de açıklamadım :)

Put;
Memlekette uygulanan en yaygın terbiye şekliymiş. Bizim bağcılar goble diyorlar buna. Ben de yeni yeni öğreniyorum :) Omcalar, bu arada omca bağ kütüğüne verilen isim oluyor :) Ne diyordum, omcalar değişik yükseklikteki gövde üzerinde taçlandırılırmış ve gövdede 3-5 kol her kolun ucunda da 2-4 göz bulunacak şekilde budama yapılırmış.

Serpene;
Gövde toprak seviyesinden dallandırılır ki ileride sopalar ile tutturulsun :) Daha mantıklı bir yolu olduğuna eminim. Kollar toprağa uzanmış vaziyette olurmuş ve 2-3 adet yıllık sürgün bırakılırmış. Her sürgünün üzerinde de 15-20 göz bulunacak şekilde budama yapılırmış.

Yeni bağlarda ise yüksek terbiye sistemi ve kordon budamaya geçilmekteymiş. Sen şimdi onlar da ne ola ki diyorsan şu kitapçığa bir göz at: Bağcılık El Kitabı

Biz de asıl konumuz olan Güzay şaraplarından daha fazla uzaklaşmadan devam edelim :)
Şimdi efenim, bu üzümün şarapları;

  • Çilek kırmızısız
  • Hafif-orta gövdeli
  • Yüksek asitli
  • Düşük tanenli olurmuş.
  • Karasal iklimde, meyveli, zarif şaraplar elde edilirmiş.
  • Meşe ile pek bir uyumlu imiş.
  • Yıllanmaya çok müsait değilmiş 3-5 yıl içinde taam buyrulması gerekirmiş :)
  • Yenidoğuş karışık üzüm şaraplarında Öküzgözü kullanmaktaymış ve bu karışımlar aromatik olarak farklı karakterler kazanmaktaymış.

Aroma profili ise şöyleymiş;

  • Ahududu, ahududu şurubu,
  • Kırmızı kiraz,
  • Vişne,
  • Çilek,
  • Kızılcık,

Yemek uyumuna gelince,
Pizzalar, kuzu etleri, ızgaralar, domates soslu etler, salçalı tavuk, beyaz soslu makarnalar ve peynirler ile güzel gitmekteymiş. Bölgede çok güzel tandırlar yapılıyormuş. Gidip yerinde tandır yemek yanında Güzaylardan tüketmek gerekiyor :)

Yakın zamanda neden adları Türkçe değil diye taş attığım, taş atarken de cahilliğimle adlarını hatalı yazdığım Anatolian Vineyards Ecole du Vin d’İstanbul şarapları ve bölgeyi böyle anlattı bizlere. Laf aramızda ben halen “vineyards” kelimesini “vaynyards” olarak telaffuz ediyorum. Bir türlü alışamadım ama aslı “vinyards” olmalıymış. Şimdi gelelim tadıma katılanlar ve acizane bendeniz ne tatlar aldık. Nasıl keyifli bir akşam geçirdiğimi ve gözlemlerimi de yazmadan durmayacağım elbette.

Katılım oldukça düşüktü. Az sayıda şarap severin bir arada olması pek keyifli sohbetler yapmamızı sağladı. Daha fazla meraklandırmadan güzel şaraplardan bahsedeyim sonra katılan şarap severleri de mutlaka anlatırım :) 

Ta ta taaa tammm! İşte beklenen yiğit :) Karaoğlan!

Ta ta taaa tammm! İşte beklenen yiğit :) Karaoğlan!

1. Güzay Karaoğlan-Öküzgözü

Güzel bir karışım olmuş lakin oksidasyon sorunu varmış. Varmış diyorum çünkü halen üstümden atamadığım hain bir yaz nezlesi ile uğraşıyorum ama halen inatla koku aldığım iddiasındayım :) İlk şişemizdeki bu sorunu Saba Bey fark etti ve yeni bir şişe açıldı. Ne yazık ki onda da varmış oksidasyon fakat daha az hissediliyormuş. Ben tadından şikayetçi olmadım. Karışık üzümlerden mamul şaraplardan hazzetmesem de fena olmamış diyeyim :)

Oksidasyon sorununu anlayamadım zira Saba Bey şarabını uzun süre açık bıraksa bile bozulmadığını hatta Malatya’da kendisini bekleyen açık bir şişesi olduğunu anlattı. Acaba oksijene karşı bu kadar dayanıklı şarabımızın, bu şekilde oksidasyona uğramasının sebebi nedir diye merak etmedim desem yalan olur. Daha önce içtiğim bir Merlot-Papazkarası geldi aklıma. Dolmen şarapları denemişti fakat bir türlü oksidasyın sorununu çözememişlerdi. Sonra bu karışımdan vazgeçtiler. Bakalım bizim Karaoğlan ile Öküzgözü nasıl anlaşacaklar :)

Yazımın devamında anlatacağım katılımcılardan Haluk Bey bu şarabı çok beğendi. Gelelim diğerlerine…  

Atıl kurt :) Sadece Güzay Karaoğlan

Atıl kurt :) Sadece Güzay Karaoğlan

2. Güzay Karaoğlan

İşte merakla beklediğim lezzet. Nasıl oluyormuş Karaoğlan şarabı merakımı giderdi. Çok hafif bir meşe kokusu aldım, çilek ve çıkartamadığım meyve kokuları da vardı. Orta gövdeli, içimi kolay bir şarap. Damakta kalıcı, et yemeklerine şahane eşlik eder bence :) Peynirlerle de fena gitmiyor, gelen peynir tabağımızdan da ayrıca bahsederim.

Saba Bey meşe kokusunun meşe talaşlarından geldiğini söyledi. Yaygın ifade ile chip kullanmışlar, oak chip, yani meşe talaşı. Fakat bu talaşlar öyle bildiğimiz un gibi talaşlardan değil. Daha iri kıyım tahta parçaları diyebiliriz. İri kıyım talaş kullanmaktaki amaçları tadı ve kokuyu tutma ihtiyacıymış. Güzel de olmuş :) Ben beğendim, bol bol tadına baktım, hehe a :) Bu üzümü anadolu şaraplarına kazandıranları takdir etmek gerek. Bakınız yepyeni bir üzümümüz ve nefis bir şarabımız daha oldu :) Devam edelim efenim…

Güzay Karaoğlan Rezerv

Güzay Karaoğlan Rezerv

3. Güzay Karaoğlan Rezerv
Evet, güzel olmuş, ala olmuş :) not almamışım ama yanılmıyorsam 18 ay meşe fıçılarda bekletilmiş. Yoğun bir meşe kokusu varmış. Bana çok yoğun gelmedi :) severim meşe kokusunu. Fıçılar Amerikan ve Fransız imalatıymış. İkinci şarabımıza oranla daha fazla koku aldım diyebilirim fakat karalahana kokusu aldığımı da eklemem gerek. Ben mi uyduruyorum, burnum şaka mı yapıyor diye düşünürken Haluk Bey destek verdi. Ara sıra koku salladığım olmuyor değil :) Hımm çilek var bunda, vişne de geliyor filan dediğime bakmayın :) Tam alamamışımdır kokuyu zira henüz çok eğitimli bir buruna sahip değilim :) Online Mahzenden Berkan şarabın henüz kendine gelemediğini, bir altı ay daha şişede dinlense güzel olacağını söyledi. Bu aralar satışa çıkarsa alıp yatırmakta fayda var. Bu arada Berkan diye bahsettim umarım alınmaz zira hemen yanımda oturuyor olması ve pek samimi davranması sonucu eski bir arkadaş gibi hissettim kendisini :) Suadiyedeki mekanın müsait bir zamanda uğramak için fırsat kollamaktayım :) Konuyu dağıtmadan özetleyelim.

Rezerve bayıldım, şişede ne varsa içtik bitirdik. Masada boynu bükük kalan Karaoğlanı üzmedim ve sürekli kadehimi doldurdum. Ortaya gelen peynir tabakları ve güzel sohbet sayesinde, akşamımız tadımdan ziyade bir kaç dostun şarap tatmak için toplanmasına benzedi :) Elbette ben eve gider gitmez içmeye devam ettim. Bu lezzetlerin üstüne ancak güzel bir Boğazkere gider diyip açtım bir şişe :) yanında biraz çavdar ekmeği ve kuru et ile devam ettim şarap keyfime :)

Gelelim bu güzel akşamı benim için çok daha keyifli yapan katılımcılara.

Biz dahil olduğumuzda halihazırda mekanda bulunan Serdar Bey, Suna Hanım, Perran Hanım ve Selva Hanım, Haluk Bey çifti :) bu çifte dikkatinizi çekerim. Türkiye’de Kaliforniya’nın meşhur üzümü Zinfandeli yetiştiriyorlar. Nasıl yani diyorsan daha fazla bilgi vereyim :) yetiştirmek ile kalmamışlar şişeleyip eşe dosta tattırmışlar bile :) Bu keyifli ve neşeli çiftin Zinfandel maceralarını araştırıp küçük bir yazı yazacağım elbette :) Haluk Bey ile ayaküstü beyaz şarap sohbeti yaparken Umur Bey şaraplarını seviyorum diyince “Dur arayalım…” demesin mi :) Şaşırmadım desem yalan olur şimdi. Hemen aradı ve Umur Bey ile keyifli bir sohbete başladı.
Umur Bey Sauvignon Blanc en sevdiğim beyazlardan, bulursam ne varsa alıyorum demiş olduk bir kere, Haluk Bey kaçırır mı? Burada bir genç var bütün Sauvignon Blanc kavına talip diye girdi sohbete :) Karaoğlan tadımı diye geldin sayfaya belki ama arada hemen Umur Beyin Sauvignon Blanc şarabını da şiddetle tavsiye edeyim. Fiyatına göre bulunmaz bir lezzet olduğundan hiç şüpheniz olmasın :) Bu şaşkınlığı üzerimden atamadan Türkiye’de Zinfandel diye duyunca nasıl bir şaşkınlık yaşadığımı umarım tahmin edersiniz :) Daha fazla detay vermeden tadıma katılanları saymaya devam edeyim. Unutmuştun dimi neyi anlatmakta olduğumu :) Efenim, bu çiftten sonra hemen sağımda kadım dostum Turgut ve ilk şarapları yudumladıktan sonra aramıza katılan Online Mahzenin kurucusu Berkan vardı. Elbette güzel sunumu ile bizleri bilgilendiren Saba Bey’i ve keyifli sohbeti unutmamak gerek. Hepsine tekrar teşekkür ediyorum :) Bu arada Perran Hanım ile Kayra Akademi’de Kaliforniya Şarapları tadımında tanışmış kısa bir süre sohbet etmiştik. Kendisini burada gördüğüme memnun oldum. Yine kısaca yaptığımız sohbette burada daha mutlu olduğu kanısına vardım. Umarım yanılmıyorumdur :) Üstelik Anatolian Vineyards Şarap Okulunun Kayra Akademiye göre çok daha samimi bir ortamı olduğunu belirtmekte fayda var. Kendimi nefret ettiğim okul sıralarında değil şahane bir yemek masasında hissettim :) Sohbet biraz uzayınca masamıza gelen peynir ikramları da gerçekten zarif bir detaydı.

Cheese House Adapazarı Mamulü Kars Gravyer ve Kaşarlar

Cheese House Adapazarı Mamulü Kars Gravyer ve Kaşarlar

Peynirler “CheseeHouse” adında lakin Türk menşeli bir firmanın mamulü imiş. Adapazarı’nda kurulu olan bu tesis Kars Gravyeri üretmekteymiş. Lezzetliydi gerçekten. Dokundurmasan olmaz. Biz Türkler, hadi Anadolu insanları diyelim, çok hızlı uyum sağlıyoruz. Globalleşme dedin mi üstümüze yok üstadım. Bakınız örneğe, Cheese House, Adapazarı, Kars Gravyeri :) Peh peh peh… Geldiğimizde ikram edilen nefis Direni yazmamak densizlik olur. Üstelik şişede bir şey kalmasına müsaade etmedik, genel geçeri bozup kırmızıların arasına birer kadeh beyaz ekleyiverdik.

Özetle pek keyifli bir akşamdı. Anatolian Vineyards şarap eğitimi konusunda ciddi bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Değerlendirmekte fayda var efenim :)