KALECİK KARASI

closeBu yazıyı 8 yıl 3 ay 9 gün önce yazmışım. Üç aydan daha eski her yazıda kullandığım bir uyarı. Bu yazıya özel bir not olduğunu düşünme. Lakin bahsettiğim lezzetler değişmiş, bağları dolu vurmuş, yeni mahsul sirke olmuş olabilir. Mekan kapanmış, işletme sahibi değişmiş, fiyatlar tavan yapmış da olabilir. Fikirlerimin değişmiş olması, izansızlık dozunun farklılık göstermesi de mümkündür. Hatta destursuz bostana dahi girmiş olabilirim. Velhasıl dün dündür, bugün bugündür :)
Bodrum bağlarından Kalecik Karası (Fotoğraf: Mehmet Vuran)

Bodrum bağlarından Kalecik Karası (Fotoğraf: Mehmet Vuran)

Sanal âlemde şöyle bir aratın karşınıza çıkacak yazıların çoğunda Kalecik Karası’nın en pahalı şarapları veren yerli üzüm olduğu ile ilgili söylemlere rastlarsınız. Aldırmayınız efenim. Kalecik Karası içmek için yüksek rakamlar ödemeniz gerekmiyor. Konuyu şarap fiyatlarına bağlamadan devam edelim. Asma Biti’nin bağcılığımıza verdiği zararlar sayesinde 60’larda yok olma aşamasına gelen Kalecik Karası, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin 70’lerde başlattığı çalışmalar ile kurtarılmış. Ankara’ya 70 km uzaklıkta bulunan ve Kalecik Karası’nın anavatanı olarak anılan Kalecik ilçesinde Amerikan anaçlar üzerine aşılama yapılmış. Bu çalışmalar ile oluşturulan örnek bağlar sayesinde bugün yaşamını sürdürmekte. Takip eden yıllarda duruma el atan Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği 23 farklı kopyalama (klon) ile çalışmalar yapmış ve bunların sınıflandırılmasını sağlamıştır.

Kavaklıdere Şarapları da tam bu yıllarda Kalecik Karası için yeni bir dönemi başlatmış ve tek üzüm olarak başarı ile işlenmeye başlamış. Kavaklıdere Prestige Kalecik Karası 95 halen en başarılı Kalecik Karası olarak anılıyor. İçmek nasip olmadı. Açıkçası bu kadar parayı vermeye de kıyamadım. An itibari ile 2004 mahsulünü tavsiye ederim. Daha geriye gitmeniz gençlik iksirini keşfetmenize sebep olmayacak. Şahsi tecrübelerim 5-6 yaşındaki Kalecik Karasından yana. Taş atmadan duramam hemen sallıyorum. Firmanın adı Kavaklıdere, çok güzel değil mi? Memleket ekonomisine kazandırdığı üzümün adı Kalecik Karası. Şişeleyip satarken bu saygınlık ürününe verdiği isim İngilizce. Prestige! Peh! Ne vardı yani “İtibar” olsa. Fena mı olurdu? Kavaklıdere İtibar Kalecik Karası, bak ne güzel uyum içinde. Hepimiz itibar ederdik böylece efenim. Arada benim gibiler çıkıp laf etmezdi :) Şarap üreticisi olmak da zor iş. Bağı kurdun, üzümü kurtardın, yetiştirdin, dört dörtlük şarabı yaptın, densizin biri tutar etiketine laf eder. Zor iş zor :)

Üzüme ve şarabımıza devam edelim. Evvela fiyat meselesine tekrar gelelim. Şimdi sen memleketin üzümünü kurtarmışsın. Senden başka bu üzüme ulaşabilen üretici yok. Yani piyasada alenen tekelsin. Elbette yüksek fiyattan satacaksın ürününü. Sat tabii. Hakkındır. Peki, şu anda memlekette Kalecik Karası sıkıntısı var mı? Bağlar o yıllara göre kaç kat artış gösterdi. 30? 40? Kalecik Karası bağları korkunç bir hızla arttı ve artmaya devam ediyor. Fiyatın halen yüksek olmasının tek nedeni bizim üreticilerin densizliği. Artık birilerinin çıkıp bu yatırımcıları uyandırması gerekli. Bağcılık veya şarap üretimi bas parayı al karayı olarak görülecek bir yatırım değil efenim.

Tamam, tamam. Hadi üzüme devam edelim ve ufak bir bilgi daha verelim. 60’ları 70’leri bırakıp daha eskilere gidelim. Yıl 1932 Ankara’da Yerli Malları Sergisi açılmış. Kavaklıdere yerli şarap üreticisi olarak hazır bulunmaktadır. Atatürk şarabı tadar ve gazetecilere “Hakiki şarap Kavaklıdere şarabıdır, yarın hepiniz Atatürk Kavaklıdere şarabını beğendi diye yazın.” der. Tahmin edeceğiniz gibi bu sözler etkili olur. Evet, aslında Kalecik Karası ile tam olarak ilgili bir konu değil. Sözü getirmek istediğim yer Kalecik Karasından vazgeçmeyen Kavaklıdere belki de Kalecik Karasına vefa borcunu ödemiştir. Zira şirketin kurucusu Cenap And vakti zamanında Çankaya bağlarında bolca bulunan Kalecik Karasına güvenmiş ve işin içinden alnının akı ile çıkmıştır. En büyük rakibi sadece beyaz şarap üretmektedir. Yurdum insanının damak tadını iyi bilen Cenap And Kalecik Karası’nı tatlı ve kırmızı şarap olarak işler. Kısa bir süre sonrada rakibine karşı üstünlük sağlamaya başlar. Söz konusu Kalecik Karası olunca tereddüt etmeksizin Kalecik Karası Prestige serisini tavsiye etmemin sebepleri arasında bu detaylar da büyük rol oynar. Elbette Kavaklıdereye kızmıyor değilim. Bunca yıl memlekette bir Kalecik Karası mı vardı? Ada Karası veya Çal Karası da kara değil miydi? En az Kalecik Karası kadar kaliteli şarap vermez miydi? Hoş saydıklarımın da elinden tutsalar ben durmaz başka üzüm sayardım. Neyse ki tutmamışlar. Genç üreticilerimiz canla başla çalışıyor. Ada Karası ve Çal Karası’na ayrıca değineceğiz. Şimdilik Kalecik Karası ile devam ediyoruz.

Hakiki şarap Kavaklıdere şarabıdır, yarın hepiniz Atatürk Kavaklıdere şarabını beğendi diye yazın.

Fransızların Pinot Noir (pino nuar) bizim Kalecik Karasına benzer. Henüz tatmadıysanız Kayra’nın Terra serisinden bulunmaktadır lakin biraz fiyatlıdır. Yine de en yakın raflarda görme ihtimaliniz yüksek. Dilerseniz eski adı ile Onlinemahzen yeni adı ile Offlinemahzen’i ziyaret edip güzel bir şişe Cycles Gladiator Pinot Noir de alabilirsiniz. Benim size tavsiyem yanında bir şişe de DLC Kalecik Karası almanız olur. Böylece ufak bir mukayese şansınız olacaktır. DLC alırken dikkat edin an itibari ile 20 TL civarında bulunabiliyor. Şişirilmiş fiyatlardan uzak durun. Kalecik Karası o kadar güzel bir kırmızı ki her yemekle uyum sağlar. Tanen oranı ziyadesi ile düşük olduğu için balıklarla bile tercih etmeme neden olur. Sekkaresi adabı ile işlemişse gayet dengeli şaraplar verir. Canlı rengi, hafif ve hoş kokuları ile gönlümdeki yeri ayrıdır. Frambuaz, kiraz hatta muz dahi algılayabilirsiniz. Durun. Ukalalık yapacağım. Senin de bildiğin gibi memleketin birçok farklı yerinde boy göstermeye başlayan Kalecik Karaları arasında klonal farklılıklar olabiliyor. Bugün kiraz kokan üç gün sonra başka bir hoş koku ile burnumuzu şenlendirebilir.

“Ukalalık yapacağım. Senin de bildiğin gibi memleketin birçok farklı yerinde boy göstermeye başlayan Kalecik Karaları arasında klonal farklılıklar olabiliyor.”

Aman dikkat. Kalecik Karasını bu kadar övdüm ama defalarca beni hayal kırıklığına uğratmıştır. Sorun kimdedir, nedendir bilemiyorum ama içip bayıldığım Kalecik Karası marifeti altı ay sonra hüsrana uğratır beni. Bu durumu o kadar çok yaşadım ki Kalecik Karasına karşı ön yargılarım var. Dolayısı ile sadece bazı üreticilerin yıllanmış ürünlerini tercih ediyorum. Yani Kalecik Karamız güzel olmasına güzelde beklenmedik yerde inişe geçebiliyor. Özellikle Kalecik Karası bir harmanda kullanılmışsa o şişeye para vermiyorum. Tadımlarda denemek daha masrafsız oluyor. Yurtdışında ödüller almış bir Kalecik Karası harmanı da ziyadesi ile sükût-u hayale uğratmıştır. Dolayısı ile DLC gibi hızlı tüketime yönelik ve tek üzüm olarak işlenmiş şişeleri tercih etmek yerinde olur. Toparlayalım.
Yumuşak içimli kırmızı arıyorsanız Kalecik Karası varken ecnebi üzümlere pas vermeyin. Risk almayın en tazesini seçin. Bırakın yaşlısını kim ne yaparsa yapsın. İlerleyen günlerde başarılı bir şekilde yaşlanmış bazı güzellerden bahsetmeye çalışacağım.

Kalecik Karası üzerine yazmaya başlamamın asıl nedeni bir sonraki yazımda efenim. İkinci şişeyi açtığım için bu yazı ne zaman gelir henüz bilemiyorum :)

Kalecik Karası için mutlaka okumanız gereken bir yazı var. Meraklıları buraya alalım. Hatta söz konusu yazıdan da bir paragrafa yer verip meraklandıralım: “…. Üzümün şaraba dönüşmesi ise Kavaklıdere’nin katkılarıyla gerçekleşmiş. Mehmet Başman’ın teşviki ile Kavaklıdere’nin Fransız danışmanı Jacques Laffort ve Ertan Anlı bu kez kolları sıvamışlar…”

Bahsettiklerim ilginizi çektiyse aşağıdaki adresleri de ziyaret etmenizi öneririm:

Mehmet Yalçın Kalecik Karası’ndan bahsediyor.
Kalecik Karası fotoğrafını aşırdığım site :)
Kalecik Belediyesi
Sinan Terek – Kalecik Karası

 

Üzüm fotoğrafı lazım olunca ne yapılır? Mehmet Vuran’ın sitesi ziyaret edilir ve bağdan üzüm koparır gibi bir adet fotoğraf aşırılır. Kalecik Karası fotoğrafımız Bodrum bağlarından koparılmış, afiyet ile sitemde kullanılmıştır.